Raşit Pertev: Üslerin egemenliği bizi tehlikeye sokmamalı
2026-03-03 - 20:45
Eski Başmüzakereci ve Tarım ve Orman eski Bakanı Raşit Pertev, Kıbrıs’taki İngiliz egemen üslerinin değişen jeopolitik koşullar altında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Pertev’e göre, 1960’ta imzalanan anlaşmaların ortaya çıktığı güvenlik ortamı ile bugünkü tablo arasında “niteliksel bir fark” bulunuyor. Pertev, bağımsızlık anlaşmaları sırasında üslerin ancak büyük bir dünya savaşı senaryosunda hedef olabilecek askeri alanlar olarak görüldüğünü hatırlattı. O dönemde tehdidin düşük ihtimalli ve zamana yayılacak bir kriz çerçevesinde değerlendirildiğini belirten Pertev, “Bugün ise füze ve insansız hava araçları çağındayız. Bölgesel gerilimler dakikalar içinde tırmanabiliyor ve üsler küresel savaş olmadan da doğrudan hedef haline gelebiliyor” dedi. Üslerin hukuki statüsüne de değinen Pertev, bu bölgelerin egemen ve hukuken İngiltere toprağı olduğunu vurguladı. Ancak egemenlik kavramının, çevresindeki toplumun güvenliğini zayıflatacak şekilde yorumlanamayacağını ifade etti. “Günlük hayatta komşularımız bizi ve ailelerimizi tehlikeye atacak adımlar attığında buna kayıtsız kalmayız. Tapu İngiltere’nin olabilir; fakat İngiltere de Kıbrıslılara karşı iyi komşu olmak durumundadır” diye konuştu. Pertev, Güney Kıbrıs’taki kamuoyu eğilimlerine de dikkat çekti. Son yıllarda yapılan bazı araştırmalarda İsrail’e duyulan güvenin yaklaşık yüzde 40–45 bandına yükselerek Yunanistan’a duyulan güveni geride bıraktığını belirten Pertev, bunun bölgesel gerilimler karşısında daha rahat bir tutum oluşmasına yol açabileceğini savundu. Kuzey Kıbrıs’ta ise “KKTC levhası kalkanımızdır, bizi korur” anlayışının yeterli bir güvenlik yaklaşımı olmadığını dile getirdi. Hem Kıbrıslı Türklerin hem de Kıbrıslı Rumların “ne yapabiliriz ki” mantığıyla hareket etmelerinin tehlikeyi büyüteceğini belirten Pertev, artan jeopolitik risklerin bedelini en çok sivillerin ödeyebileceğini söyledi. Ona göre mesele ideolojik değil, doğrudan sivil güvenliği meselesi. Pertev, Kıbrıs’ın büyük güçlerin hesaplaşma alanı değil, halkının güven içinde yaşayacağı bir ada olması gerektiğini vurgulayarak, değişen güvenlik ortamının daha açık bir toplumsal tartışmayı zorunlu kıldığını ifade etti.