Erhürman: Kıbrıs Türk halkı görmezden gelinerek kalıcı barışa ve istikrara ulaşılamaz
2026-03-15 - 12:15
"Yıllardır hep söyledik. Güney'de hükumetin kurduğu askeri ittifaklar, bu konuda yapılan anlaşmalar Türkiye'ye karşı denge oluşturma çabasına yöneliktir ve herkes biliyor ki bu çaba hiçbir biçimde gerçekçi değildir. Bu çabalar, adanın ve adada yaşayanların güvenliğini riske etmektedir ve bu risk adanın iki eşit kurucu ortağından biri olan Kıbrıs Türk halkının iradesi olmaksızın ortaya çıkmış olmasına karşın, bizi de kapsama alanına almaktadır. Açıktır ki bu durum, ne adadaki statüye uygundur, ne de adildir. İngiliz üslerinin varlığı ve bunlara ilişkin tartışmalar yanında, Baf'taki Andreas Papandreu Hava Üssü ve ona ilişkin anlaşmalar, bunların etkileri konusunda spekülasyona girmeyeceğim. Kıbrıs adasının güneyinin de kuzeyinin de ana gelir kaynakları bellidir ve turizm bunların içerisinde en önde gelmektedir. Güvenliğin riske edilmesi, kaçınılmaz olarak özelde turizmi genelde ekonomiyi de riske eder. Birkaç gündür güneydeki basında, yaşananların turizm üzerindeki olumsuz etkilerinin tartışıldığını görüyorum. Hükumet adına yapılan konuyla ilgili açıklamalarda, dış basında adanın güvensiz bir yer olarak lanse edilmesi temel kaynak olarak gösteriliyor. Oysa an itibarıyla güneyde Birleşik Krallık yanında, Yunanistan'ın, Fransa'nın, İtalya'nın, İspanya'nın ve Hollanda'nın askeri enstrümanları var. Bunlara dair güneydeki hükumet tarafından yapılan açıklamalar, karşılama törenleri bilinmeyen şeyler değil. Bu şartlarda dış basının konuyla ilgili haberler yapması ne kadar eleştirilebilirdir emin değilim doğrusu! Yanı başımızda, çocukların, insanların öldürüldüğü, tüm bölgeyi, hatta dünyayı riske sokan bir savaş yaşanırken ekonomi ve turizmi önceleyecek değilim elbette. Ama güneydeki basında konunun yoğun olarak tartışıldığını ve hatta hükumet tarafından Kıbrıs'ın güvenli bir yer olduğunu anlatan bir iletişim stratejisi geliştirilmesi için çalışıldığını görünce, konuya değinmek ihtiyacı hissettim. Sevgili Niyazi Kızılyürek, bugün Yenidüzen'de yayımlanan makalesinde, Yunanistan'ın eski başbakanlarından Samaras'ın Yunan Parlamentosu'nda yaptığı bir konuşmada, "Eğer Annan Planı uygulansaydı, dönüşümlü başkanlık sistemi sonucunda cumhurbaşkanlığı koltuğunda bir Kıbrıslı Türk oturacaktı ve Yunanistan'ın adaya savaş gemisi ve uçak göndermesi imkansız olacaktı" dediğinden söz ediyor. Ne kadar ilginç! İçinden geçtiğimiz koşullar hem acı verici, hem düşündürücü, hem de tabii ki öğretici! İşin özeti şu: Bu ada küçük. Bu ada riskli bir bölgede. Biz Kıbrıs Türk halkı olarak, haksız yere görmezden gelindiğimiz, irademizin gayrimeşru biçimde yok sayıldığı koşullarda, dahlimiz olmayan hataların bedelini ödemek istemiyoruz. Bu savaş, umar ve dilerim ki en erken zamanda bitecek. Umar ve dilerim ki daha fazla çocuğun, insanın ölmediği koşullar ortaya çıkacak. Bunlara ek olarak umar ve dilerim ki savaş bittikten sonra, bölgede kalıcı barış ve istikrarın bu adada kalıcı barış ve istikrar ile bağlantısı da herkes tarafından daha iyi anlaşılacak. Bunlar romantik dilekler olarak okunabilir ancak tam tersine "gerçek" bu. Ve gerçek, Kıbrıs Türk halkı görmezden gelinerek, eşitliği reddedilerek, iradesi yok sayılarak kalıcı barış ve istikrara ulaşılamayacağı, bu adanın güvenliğinin ve Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların sürdürülebilir refahının sağlanamayacağıdır.